T.C. Ýçiþleri Bakanlýðý e-icisleri projesi Bilgi Edinme Ýnsan Haklarý Baþvuru Formu e-mevzuat bilgi sistemi TC Kimlik no sorgulama Resmi Gazete

 

 

  













Bulunduğunuz Yer: İlçemizin Tanıtımı  >>   İlçemiz Tarihçesi

Click Here For The English Page                                                                     
 
 

 

 Bu içeriği yazdırmak için tıklayın...  Yazı tipini küçültmek için tıklayın.  Yazı tipini büyütmek için tıklayın.

ÇEŞME TARİHİ

Çeşme Anadolu’nun batısında,Ege Denizi içine girmiş bir yarımadanın ucunda yer alan bir liman ve yerleşim  birimidir.Urla veya Çeşme Yarımadası diye anılan bu yarımada asıl kütlesi kuzey-güney istikametinde uzanmakta olup,kuzey kısmına Karaburun denilmektedir..Bu kütle ile hemen aynı istikamette  yarımadanın batısında Sakız adası uzanmaktadır.

Urla Yarımadası tarihi ile doğrudan bağlantılı olan Çeşme’nin tarihi kesin olmayan bilgilere göre,Milattan 5000 yıl öncesine kadar uzanır.Çeşme yöresi,M.Ö. 3000’li yıllarda Erythoros komutasındaki kolonistler tarafından keşfedildi ve yerleşim yeri oldu.Erythrai ismini alan yerleşim bölgesi,bugünkü Çeşme’ye27 km. uzaklıkta bir koyda kurulmuştu.Şehir,ilk dönemlerinde krallıkla yönetiliyordu.Cyssus adıyla anılan Çeşme,o dönemde Erythrai’nin en güvenli ve korunaklı limanlarından biriydi.Erythrai, Chios (Sakız) adasıyla birlikte köle ve şarap ticaretinden önemli bir pay alıyordu.M.Ö 494’te şehir,Pers’lere karşı yapılan ve yenilgiyle sonuçlanan Lade Deniz Savaşı’na katıldı. Ardından Antik-Delon Deniz Birliği’ne üye oldu.

M.Ö. 334 yılında Büyük İskender , Erythrai’yi alarak şehre bağımsızlığını verdi. Makedonya İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra Bergama Krallığı’nın , M.Ö. 130’da Bergama Kralı Atlalas’ın ölümü ile Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçmiştir. Roma İmparatorluğu bölününce Erythrai, Doğu Roma (Bizans) topraklarında kalır.

 

Çeşme ile ilgili otantik bilgiler, M.Ö. 190 yılında Romalı’ların 3. Antiokhos’un donanmasını bu sularda mağlup etmeleri ile başlar. Bu zafer üzerine Romalılar’ın Anadolu ve Yakın Doğu’nun işgaline ,Çeşme Yarımadası’nda başladıkları kabul edilmektedir.

İyoniyen dönemden ,Çeşme Yarımadası’nda üç önemli şehir günümüze kadar mevcudiyetini korumuştur. Bunlar Klazomenai (şimdiki adı Kilizman veya Urla),Eritrai(şimdiki adı Ildır) ve Teos (şimdiki adı Seferihisar)dur.

Çeşme yöresinde Türk Egemenliği, Alparslan’ın 1071’de Malazgirt’te Bizans İmparatoru Romenos Diogenes’i mağlup ve esir etmesi ile başlar. Bu zafer ile bütün Anadolu Türk hükümdarlığına açılmış ve Türk’ler zaman kaybetmeden Anadolu’ya yayılmış ve bu arada, Selçuk Komutanı Kutalmışoğlu Çeşme’ye ulaşmıştır.

M.S 1080’de Çeşme Yarımadası Türklerin mutlak hakimiyeti altındadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu yöreye hakimiyetinden önceki dönemde, iki büyük Türk Beyi çok önemli faaliyetleri ile bölgeye yeni bir hayat getirmişlerdir: Çaka Bey ve Umur Bey.

Alparslan’ın komutanlarından Çaka Bey, Ege Denizi’ne açılan İlk Türk komutanı’dır. İzmir’de inşa ettirdiği hafif filo ile (1085)Ege adalarına akınlar yapmış ve Bizans deniz hakimiyetine karşı başarılı deniz savaşları vermiştir.

Bu deniz harekatında Çaka Bey Çeşme’yi üs olarak kullanılmıştır. Bu nedenle, Türkler’in Ege Denizi harekatında Çeşme’nin önemli bir yeri vardır. Ancak bu önem tamamen askeri amaçlı ve stratejiktir.  Bu askeri ve stratejik nedenler,Çeşme’nin bir yerleşim merkezi olarak da gelişmesine yol açmamıştır.

Çaka Bey’in yaklaşık on yıl süren başarıları,ölümü ile büyük güç kaybetmiş, yerine geçen kardeşi Yavaş Bey yöreye Bizans’ın yeniden hakim olmasını önleyememiştir.

Umur Bey’in zamanında Aydınoğulları, deniz ticaretinin ye dolayısı ile liman şehirlerinin önemini kavramışlar ve İç Anadolu ile ticaretin gelişmesi için ciddi girişimlerde bulunmuşlardır. Bu dönemde çeşitli nedenlerle Efesos ve Miletos’un önemlerini kaybetmeleri, İzmir’in ve Çeşme yöresinin gelişmesini hızlandırmıştır.

 

Umur Bey, büyük bir ileri görüşle, deniz ticaretini ellerinde tutan Cenevizliler ile anlaşmış, Cenevizlilerin Sakız Adası’nda yerleşmelerini ve buradan Anadolu ile ticari ilişkilerini devam etmelerini kabul ve himaye etmiştir(1328). Sakız Adası’nın bu suretle Batı’ya açılan bir ticaret merkezi durumuna gelmesi, Çeşme’nin süratle gelilmesinde büyük bir etken olmuştur. Çeşme askeri ve stratejik önemi yanında, ilk kez, ticari bir önem kazanmıştır.Bunun sonucu olarak XIV. Yüzyıl ortalarından itibaren Çeşme’de bir yerleşim merkezi oluşmaya başlamıştır.

1348’de Umur Bey’in şehit düşmesi Türklerin Ege Denizi’ndeki uzun mesafeli faaliyetlerini durdurmuştur. Ancak yöre Türkleri denizle ilgili bilgi ve tecrübelerini denizlerde kullanmaya devam ettiler.

XIV. yüzyıl sonlarında Yıldırım Beyazıt Çeşme’yi işgal ederek Osmanlı İmparatorluğu’na katmıştır. Ankara Savaşı’nda Yıldırım Beyazıt mağlup olup Timur’a esir düşünce, 1402 de Timur’un kuvvetleri İzmir Liman Kalesi’ni zapt etmişlerdir. Bu nedenle deniz harekâtı, tekrar Çeşme’ye kayarak, devam etmiş, İzmir’in düşmesi bir kere daha Çeşme’nin gelişmesine neden olmuştur.   

Çeşme’de (Paşa Limanı, Ildır ve yöresi dâhil) gemiler su ikmallerini yaparlar, personel çamaşır yıkar, hamam yapar temizlenir ve buradan harekât bölgesine intikale geçilirdi. Bu düzen çok uzun yıllar süre gelmiştir. Çeşme adı da muhtemelen özelliğinden gelmektedir.

Çeşme’nin Türk Deniz Harp Tarihi’nde bir de büyük ve acı anısı vardır. Türk denizciliği üzerinde büyük etkileri olan “Çeşme Deniz Savaşı” 1770 yılında Çeşme Limanı’nda Osmanlı Donanması’nın ateş gemileri marifetiyle yakılmasıyla sonuçlanmış ve hitamında kale ve şehir Rus ve Yunanlılar tarafından yağmalanmıştır.

 

Ama asıl ilginç olan husus daha sonraları dört sene boyunca Ege Denizi’nde kalacak olan Rus Donanması’nın

2 Kasım 1772 ve 9-10 Haziran 1774 tarihlerinde iki kez daha Çeşme Limanı’na gelerek kaleyi ve şehri topa tutmalarıdır. Çünkü dört senelik süre zarfında Ruslar Anadolu kıyılarında sadece Çanakkale’yi ve Bodrum’u birer kez topa tutmuşlarıdır. Onlarca liman ve şehri bulunan Ege’de diğer yerler dururken neden üçüncü defa Çeşme’nin bu şekilde tahrip edilmek istendiği hususa da, tarihçilerin strateji uzmanlarının üzerinde derinlemesine tartışmaları gereken bir konudur.

 ÇEŞME KALESİ

 

Çeşme’de adını taşıyan  ilk yerleşim yeri (Çeşmeköy) kıyıdan 3 km. kadar içeride bulunuyordu. Çeşme ve çevresinin durumuna dair ilk ve kesin bilgi veren 1466 ve 1468 yıllarına ait belgelerin hemen arkasından 1472’de, Venedik Donanması’nın Çeşme Limanına saldırmasıdır.1472 saldırısı,Çeşmenin bu yıllarda artık Batı Anadolu’daki önemli limanlardan birisi olduğunu açıkça göstermektedir.Çeşmenin gelişmesi devam ederken,II.Beyazıt devrinde Venedik ile 1499 da başlayan savaşta Osmanlı Adriyatik kıyılarında önemli başarılar kazanmış,Venedik ise Çeşme’ye 1501 yılında 2.defa saldırarak buna cevap vermişti.Çeşmede 30 yıl ara ile yapılan bu 2 saldırı  aynı zamanda Çeşmenin bu yıllardaki büyük ekonomik önemini de göstermektedir.Bu dönemde  Çeşmede halen bir kale veya benzeri bir savunma tesisi yer almamaktadır.Çeşmenin sık sık düşman saldırısına uğraması Türk Devlet adamlarını savunma için çare aramaya sevk etmiş olmalıdır.

 

Sonunda kalenin yapımı için çalışmalar başlamıştır.Mir Haydar’ın yaptığı hisar,1508 ile 1509 arasında tamamlanmıştır. Kalenin mimar kitabesinde, kalenin mimar Mehmed bin Ahmed bin Muallim tarafından bina edildiği belirtmekte olup kitabenin tarihi  yoktur.

 

Çeşme Kalesi’nin, kitabesinden daha kesin tarihli yapılış kayıtları, II.Beyazıt devrine ait bir in’amat, defterinde bulunmaktadır. Gerek kitabesi, gerekse II. Beyazıt devrine ait defter kayıtları, Çeşme Kalesi’nin yeni bir Türk eseri olduğunu açıkça göstermektedir.Çeşme kalesi , Türk devrinde oluşan şartların ortaya çıkardığı, yeriş ve öteki özellikleri ile yepyeni bir inşaattır. Yapılışı da Türk mühendis, mimar ve işçisinin eseridir. Çünkü bu devirde yörede Türk nüfusu tam bir çoğunluğa sahip bulunuyordu.

 

Kalenin Çeşme Limanı’na sağladığı emniyetin etkisi önemlidir. Güvenliğin sağlanması ile Çeşmede’ki ticaret çok daha büyük boyutlara ulaşmıştır.

Çeşme Kalesi, Anadolu’da Türk devrinin şartlarının ortaya çıkardığı bir Türk eseridir. Fatih S.Mehmed devrinin sonlarında başlayan Anadolu kıyılarında kaleler yapılması, Kanuni S.Süleyman Han’ın ilk döneminde de devam etmiştir. Baba-kale,Çandarlı,Foça,Çeşme,Sığacık ve Güneydeki Kuşadası Kaleleri bu kale inşaatının değişik zamanlarında görülen örnekleridir. İzmir liman kalesi 1472’lerde, Sancak-kale 1657’lerde, Sığacık Kalesi 1520’lerde yapılmıştı. Çeşme Kalesi de 1508 senesinde tamamlanan, her şeyi ile Türk bir yapıdır.

 


cesme@icisleri.gov.tr
Tel: 0 232 712 68 41 - 0 232 712 27 04 Faks: 0 232 712 66 15